"Blog" değil de "not defteri" diyebiliriz bu şeye. Hatta "akıl defteri" de olabilir. Önemli olan Türkçe olarak ifade edecek bir harf dizisinin bulunması.
Peki adı neden Nâr-ı Hikmet?
Osmanlıca tamlama kurallarıyla yapılmış ve her kelimesi birçok değişik anlama gelen bir isim koymak istedim ve hemen ilk olarak bulduğum bu oldu da ondan.
Önce sözlük anlamlarını inceleyelim kelimelerin.
Nâr (bunun içine günümüz yazılışı ile Nar ve Osmanlıca'daki farklı bir yazılışı ile Na'r da dahil) Osmanlıca sözlükte şu anlamlara gelmektedir: Ateş. Cehennem. * Bir ağaç ve meyvesinin adı. * Allahın gazabı. * Yakıcı, azab verici her şey. Şer. Dalâlet. Sefâhet. * Çağırmak. * Haykırmak. * Burun içinden çıkan ses. * Gitmek. * Firar, kaçmak. * Galeyan.
Hikmetin ise anlamları şöyle: İnsanın, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Hakîmlik. Eşyanın ahvâlinden, hârici ve bâtini keyfiyetlerinden bahseden ilim. * Herkesin bilmediği gizli sebeb. Kâinattaki ve yaradılıştaki İlâhî gaye. * Ahlâka ve hakikata faydalı kısa söz. Öğüt verici söz. * Sır. * Bilinmeyen nokta. İlim, adâlet ve hilmin birleşmesinden doğan değerli sıfat. * Kuvve-i akliyenin vasat mertebesidir. Hakkı hak bilip imtisal etmek, batılı batıl bilip içtinab etmektir. * Allah'a itaat, fıkıh ve sâlih amel. * Akıl, söz ve hareketteki uygunluk. * Hak emre uymak. * Allah'ın yarattıklarında tefekkür. * Fizik. * Felsefe.
Şimdi bu anlamların üzerine biraz kafa yorarak , neden Nâr-ı Hikmet sorusunu yineleyelim.
Ne olabilir Nâr-ı Hikmet?
- Kâinattaki ve yaradılıştaki İlâhî gayenin ateşi. Yani Allah'ın bizi bu dünyaya niye gönderdiği sorusuna cevap aramanın kıvrandırıcı süreci.
- Akıl, söz ve hareketteki uygunluğun ateşi. Yani "özü sözü bir" bir insan olmanın, düşündüğünü icra edebilmenin, gerektiği yerde gerektiği kadarıyla konuşabilmenin zorluğu.
- Hak emre uymanın ateşi. Yani Allah'ın dünyaya uyalım diye gönderdiği buyrukları yerine getirmenin zorluğu. Veya Allah'ın verdiği emirlere uymayanın uğrayacağı gazab.
- Sâlih amelin ateşi. Sâlih amel işlemenin zorluğu şeklinde yorumlayacaksak, buna benzer bir anlamı yukarıda işlemiştim zaten. Ancak farklı olarak, belki de sâlih amel işlemenin de ateşte yanmaktan kurtulmak anlamına gelmediği çıkarımını yapabiliriz buradan.
- Tefekkürün ateşi. Düşünmenin aslında ne kadar çetrefilli bir eylem olduğu. Veya düşünmenin yanmaya neden olan, yani yapılmaması gereken bir şey olduğu (ki buna kesinlikle katılmam mümkün değil ancak insanları kullanmak için buna alıştırdılar yüzyıllardır). Veya düşünmenin yakıcı, acı veren bir şey olduğu. Veya düşünmenin insanın yaşamını aydınlatan, ona yön veren bir ışık kaynağı olduğu.
- Sırrın ateşi. Yaratılmışların en büyük sırrı olan Yaradan'ın veya "aşk"ın ulaşılmazlığı; lambanın, etrafına üşüşen pervanelere yaptığı gibi can yakmasına karşın kendine çekmesi ve ulaşmak isteyenleri içinde eritmesi.
- Öğüt verici sözün ateşi. "Hikmet" denebilecek öğüt verici söz, yani muhteşem bir vecize söyleyebilmek için gerekli olan pişmeyi, olgunlaşmayı sağlayacak olan ateş; hayatın çemberi.
- Fiziğin ateşi. Bildiğimiz fiziksel anlamda ateş. Veya fiziğin doğa yasalarını anlamaya yönelik bir bilim olmasından yola çıkarak, doğa yasalarını anlamanın güçlüğü; doğada ne kadar karmaşık ve bir o kadar da kusursuz bir yapılanmanın olduğu, hatta böyle bir düzenlemenin bir "Yaratıcı Güç" olmadan olup olamayacağı sorusu.
- Kâinattaki ve yaradılıştaki İlâhî gayenin kaçışı. Yani insanın bu dünyaya gelişindeki derin anlamları kavrayamaması, esas amacı yakalayamayıp kaçırması.
- Akıl, söz ve hareketteki uygunluğun kaçışı. Yani bir insanın dedikleriyle yaptıklarının birbirini tutmaması, kısaca münafıklık.
- Tefekkürün kaçışı. Düşüncenin akıldan çıkıp gitmesi. Bir nevi delirmek olarak nitelendirilebilir. Ancak bu delirmek farklı şekillerde olabilir. Düşünmekten kapasitesini aşması sonucu kafayı yemiş olabilir bir insan. Veya bu dünyanın zevkleriyle, kendi nefsini tatmin etmekle o kadar meşguldür ki insanın beyni, insanlığını, niye yaşadığını unutmuştur.
- Sırrın kaçışı. Hayatın sırrını ıskalayıp kaçırma, hayatı anlamsız ve amaçsız yaşama ve hatta böylece dünyayı gittikçe yaşanacak bir yer olmaktan uzaklaştırma, yani belki de bir anlamda sırrın dünyadan kaçması.
- Hak emre uymanın galeyanı. Allah'ın verdiği emirlere uymanın, bir nevi dünyaya geliş amacını yerine getirmiş olmanın verdiği coşku.
- Sâlih amelin galeyanı. Dünyada iyi iş yapmış olmanın, yaptığın işlerin başkalarının mutluluğunu sağladığını görmenin verdiği coşku.
- Tefekkürün galeyanı. Düşünmenin, düşünerek bir şeyler yapmanın, amaçsız ve anlamsız hareketlerden uzaklaşmanın, hatta böylece yaptıklarını daha çok kendine ait hissetmenin verdiği coşku.
- Sırrın galeyanı. Bir şeylerin/birçok şeyin gizli olmasının, onu ortaya çıkarmaya çalışmanın, hatta bir süre sonra sadece bu sırrı açığa çıkarmak için yaşamanın ve zaten bu sırrı anlamak için buraya gönderildiğini anlamanın verdiği coşku.
- Akıl, söz ve hareketteki uygunluğun meyvesi. Düşündükleri, söyledikleri, yaptıkları birbirinin tutan, tutarlı insanın hayatta başarılı olması. Hatta sadece bu hayatta değil ahirette de özü sözünü tutmayan insanın başarılı olamayacağı.
- Hak emre uymanın meyvesi. Yaradan'ın, bizi buraya gönderenin, dediklerini yerine getirirsek bize vadettikleri. Yani, Yaşama amacımızı Hak emre uymak olarak belirlediğimiz zaman, bunun karşılığı olarak ahirette gönlümüzce yiyeceğimiz meyveler.
- Sâlih amelin meyvesi. İyi işler yapmanın, insanlık adına hareket etmenin, başkalarına hayatı sevdirmenin gerek maddî, gerekse manevî anlamda getirdikleri.
- Öğüt verici sözün meyvesi. Bilge denebilecek insanlar tarafından söylenmiş anlamlı sözleri değerlendirmenin, muhakeme etmenin, üzerine düşünmenin insana kazandırdıkları.
Bu arada meyve anlamında kullandıklarımın nar olmasının da ayrı bir güzelliği var. Bilirsiniz nar "çarşıda aldım bir tane, eve geldim bin tane" tadında bir meyvedir. Bu yüzden meyve anlamında kullandıklarımı binle de çarpabiliriz.
Ben hangisini kast ettim?
Yukarıda görüldüğü üzere, Nâr-ı Hikmet birçok anlama gelebiliyor.
Ben, siteme adını verirken, bunların belki hepsini birden kast ettim, belki de hiçbirini kast etmedim.
Bunu ancak Allah bilir, zaman da umarım gösterir.

akıl ve yorum; bir kelimeye bir çok anlam katar, insansa beynini meşgul etmemek için her zamanki düzen kavramında yorumunu sınırlar. kelimeleri açıklayan sözlük kısmından sonra yaptığınız "Ben, siteme adını verirken, bunların belki hepsini birden kast ettim, belki de hiçbirini kast etmedim.
YanıtlaSilBunu ancak Allah bilir, zaman da umarım gösterir." açıklamasını çok beğendim Allah muvaffak etsin inş.
çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için.
YanıtlaSilYazacak daha o kadar çok şey var ki... Umarım fırsat bulur da yazmaya devam edebilirim. Böylece sizin gibi insanların da değerli yorumlarıyla, karşılıklı paylaşım içerisinde insan-ı kâmile doğru olan uzun ve muhtemelen akim seyahatte en azından fazladan birkaç adım atabiliriz.